TÜRKÇEDE KESME İŞARETİ ÜZERİNE ARAŞTIRMA

TÜRKÇEDE KESME İŞARETİ ÜZERİNE ARAŞTIRMA

Dilin kalitesi zihnin kalitesini tayin eder.

Kaliteli zihin, dilini geliştirir. Dilde olmayan kafaya zor girer.

Nihat Tezeren ‘Yıpratılan Dil: Türkçe’ adlı eserinde dilimiz ile ilgili çeşitli konulara parmak basıyor. Değinmek istediğim bir ifadesi şöyle:

Son yıllarda konan diğer bir kuralın imlamıza hediyesi, kelimelere gereksiz apostrof koymaya zorlamaktır. ‘Ankaradan’ yazılırsa bunu herkes anlar, apostrof (TDK İmla Kılavuzu 1996’ya göre “kesme işareti”) ile “Ankara’dan” yazmaya zorlandığımızın sebebini bulmak imkansızdır. Zira apostrof genelde kelimeyi yanlış anlamayı önlemek veya doğru algılatmak için konur, yazı akışını boş yere sekteye uğratmak için değil.”

Gerçekten de kesme işaretleri konuşmada ve yazmada hafif bir duraksamaya neden olmaktadır. Hiç aksansız, işaretsiz, sadece i’de ve j’de noktası olan ingilizce elle çok rahat yazılır ve o bakımdan kıskanılmaya değer. Türkçenin yazısı ise harflerin altına, üstüne yerleştirilmiş işaretlerin, noktaların, yer yer gerekli aksanların yükü altındadır. Bunlar bilhassa elle yazma hızını keserler.

Kitapta kabul etmediğim fikirler olduğu kadar, bildiklerimi yeniden sorgulamama yol açanlar da oldu. Yukarıdaki husus bunlardan biri. Normalde bu fikre ‘ukalalık’ diye yaklaşabilirdim. Ama (;), (:) ve (,) işaretleri konusunda daha önce yaptığım çalışmalarda ben de benzer sonuca ulaşmıştım. Benim çocukluğumda noktalama işaretlerini kullananlar azdı. Bu nedenle insanlar bunları kullanmaya teşvik ediliyordu. Şimdi ise noktalama işaretlerinin enflasyonu var. Örneğin bir tümcede virgül kullanmak zorunda kalıyorsanız, bunun nedeni tümce içinde birden fazla fikir olmasının yanında, yanlış söz dizimi de olabilir (Bazı tümcelerin, noktalama işaretlerine gerek kalmaksızın yeniden düzenlenebildiğini fark ettim). Tek fikirli ve kısa tümcelerde virgül kullanmak zorunda kalıyorsanız tümcenizi yeniden gözden geçirin. Büyük olasılıkla sözdiziminizde bir hata vardır. Sonuç olarak konuyu biraz sorgulama ihtiyacı duydum. İlk olarak, “Şekil Bilgisi”nin nasıl ortaya çıktığını merak ettim.

TDK tarafından yayınlanan Prof.Dr. Zeynep Korkmaz’ın 1224 sayfadan oluşan “Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)” adlı eserinin önsözünde şu ifadeler kullanılıyor:

“Türkiye Türkçesi gramerlerinin pek çoğunda görüldüğü üzere, değerlendirme ve örneklendirmelerde, zaman sınırı, bölge ve dönem ayrılığı tanımadan XIV. ve XV. yüzyıllardan başlayarak Yunus Emre, Aşık Paşa, Ahmedi, Fuzuli, Ali Şir Nevai, Dede Korkut ve Namık Kemal ile Yahya Kemal, Reşat Nuri Yakup Kadri, Falih Rıfkı, Orhan Veli, Cahit Sıtkı ve başkalarını yan yana getirmekten kaynaklanan yöntem yanlışlığından özellikle sakınılmıştır. Bu nedenle, çalışmada yalnızca, Türkiye Türkçesinin başlangıç sınırı olarak kabul edilen ortalama 1910 yılından günümüze kadar uzanan eserler üzerinde durulmuş, örneklendirmede bu sınırın aşılmamasına özen gösterilmiştir…

İşlenen konular örneklere bağlanırken bilgi birikimi ve hafızaya dayanan üç beş kelime ile örneklendirme yerine 1910 sonrasından günümüze kadar uzanan dönemde yazılmış olan roman, hikaye, şiir, deneme, anı vb. türden 300’ün üzerinde yığınlarca edebi eserle, bir kısım kültürel ve bilimsel eserin taranıp fişlenmesi yolu ile benimsenmiştir…”

Bu ifade şekil bilgisi ile ilgiliydi. Pekiyi özel olarak noktalama işaretleri nasıl ortaya çıkmıştı?

TDK tarafından yayınlanan Tahir Nejat Gencan’ın 1979 basımı ‘Dilbilgisi’ adlı eserinde şu ifade yer alır:

“Noktalama imlerinin yazımıza girişi pek eski değildir. Tanzimat yazının kurucusu, yazında yenileşmenin babası Şinasi, Fransa’da okumuştu. Yurda döndükten bir süre sonra , 1860’da gazete çıkarmaya, Avrupa’dakilerine benzer yapıtlar vermeye başlayarak yeniliğin kapısını açtı, ŞAİR EVLENMESİ adlı bir piyes yayımladı, bu piyeste ilk olarak noktalama imlerinden birkaçını kullandı.”

Görüleceği üzere noktalama işaretleri şekil bilgimizde yenidir, hatta kesme/apostrof işareti yukarıdaki kitapta kullanılmış olmasına rağmen kitabın ‘Noktalama İmleri’ bahsinde geçmemiştir. Bu sonuçlar elbette çelişkilidir. Bir tarafta şekil bilgisinin nereden geldiğini açıklıyor, diğer taraftan kendi koyduğu kurala kendi uymuyor.

Sahaflarda eski kitap aramaya başladım. İlk aşamada bulduklarımı sıralayayım:

  1. (1928) basımı Dil Encümeni Alfabesi
  2. (1939) basımı İsmet İnönü Albümü
  3. (1949) basımı (5nci basım) Yeni Talebe Lugati (1nci basımının 1941 olduğunu sanıyorum)
  4. Yakup Kadri Karaosmanoğlunun (1946) basımı ‘Atatürk’ adlı eseri
  5. Hüseyin Rahmi Gürpınarın (1948) basımı ‘Son Arzu’ adlı eseri

Bu belgelerden bazı örnekler alalım:

(1928) basımı Dil Encümeni Alfabesi

  • Dil Encümeninin karar ve tensibi ile…
  • Doğru gitti Rumeline…
  • Nasrettin hocanın…
  • Nasreddin hocanın fırını…

(1939) basımı İsmet İnönü Albümü

Giriş:

  • İsmet İnönünün Hayatı Hizmetleri
  • Atatürkün ölümünden…
  • Cümhur reisliğine İsmet İnönünü seçti. (Dikkat! Cümhur, Cumhur değil)
  • Atatürkün yerine…
  • İzmirin…, Foçaya…, İzmire…

Hüseyin Cahit Yalçın

  • Cumhur reisi İsmet İnönünü…
  • Osmanlı imparatorluğu…
  • Inkilap Türkiyesi
  • Türk Cumhuriyetinin

Peyami Safa

  • Türkiyenin…
  • Atatürke…, Atatürkün…
  • Lozan yapıcısı İsmeti

Yunus Nadi

  • İsmet İnönünü… (Dikkatinizi çekerim, “İnönüyü” değil)
  • Atatürkün…
  • İstanbulda…

(1949) basımı (5nci basım) Yeni Talebe Lugati (1nci basımının 1941 olduğunu sanıyorum)

  • Türk Dil Kurumu’nun…
  • İmla Lugatine, lugatini…
  • …Şemsettin Sanlı Beylerden…

Yakup Kadri Karaosmanoğlunun (1946) basımı ‘Atatürk’ adlı eseri

  • Atatürk’ün…, Atatürk’e…, Atatürk’le…
  • Büyük Adam’ın…
  • Osmanlı İmparatorluğu

Hüseyin Rahmi Gürpınarın (1948) basımı ‘Son Arzu’ adlı eseri

  • Divanyolundaki…
  • Doldur arnavut! (Dikkatinizi çekerim, “Arnavut” değil)
  • Osman baba türbesinin…
  • İki ümmi anadollu… (bu çok ilginç ifade; bugün “anadolulu” deriz)
  • İki anadolludan… (Dikkatinizi çekerim, “Anadolu” değil)
  • Feyzullah efendinin torunu…
  • Nuriyezdanı… (ad: Nuriyezdan)
  • Zişanla Vicdan…
  • Nuriyezdanla Nesimenin…

Ayrıca, Ocak 2004 Türk Dili dergisinde Prof.Dr. Hamza Zülfikarın “Doğru Yazalım Doğru Konuşalım” adlı makalesinden bazı alıntılar:

Sami Paşazade Sezainin Ali Canip Yönteme yazdığı mektuptaki başlık: “kardeşim efendim Hamidim”

Görüleceği üzere 1940’lara kadar kullanılmayan kesme işareti daha sonraları kullanılmaya başlamış. O halde ilk başta ifade edilen kuraldan sapma var. Birileri (ki halk değil) kuraldan sapmış. Pekiyi ilk bakışta dikkat çekmeyen bu husus neden bu kadar önemlidir?

Önce Nihat Tezeren’in “Yıpratılan Dil: Türkçe” adlı eserinden çarpıcı bir örnek vereyim:

Türkçemiz gelişmede

1935 :  Ankaradan

1995 : Ankara’dan

2015 : An’ka’ra’dan

2025 : En’ke’ra’dan

???? : from En’ke’rah

Komik geliyor değil mi? Ama değil. Türk dilinin son zamanlardaki gelişimine bakarsanız olması muhtemel. Türkçe son ekleri kullanan bitişken bir dildir. Eğer son ekleri gerekmedikçe ana gövdeden ayırmaya çalışırsanız Türkçenin esasını, yani bitişgenliğini kaybedersiniz. Bu nedenle her fırsatta kesme işaretini kullanmaya zorlanmamız, örneklerden de görüleceği üzere yapmadır, dilimizin özüne ters düşmektedir.

İnsan doğa içine değil, bir kültür içine doğar ve kültür dildir.

Fransız bir dilbilimci (adı bilinmiyor)

Burada yine Nihat Tezeren’in kesinlikle katıldığım önerisini kullanmak istiyorum. Kesme işaretini kullanmak için şu üç kelime baş kural olmalıdır:

YANLIŞ ANLAMAYI ÖNLEMEK

Her özel ad ile onun ekinin arasına kesme işareti koymak kesin bir kural olmamalıdır. “İstanbul’dan Ankara’ya kadar” derken kesme işaretlerinin hiçbir işe yaramadıkları açıktır; yazının akışını ve okumayı bir an sekteye uğratırlar, yazının optiğini bozarlar ve hiçbir işe yaramazlar. “İstanbuldan Ankaraya kadar” yazarsanız hiç kimse yanlış anlamaz.

Buna karşı, yabancı dillerdeki insan adlarını ve türkçeleşmemiş yabancı kelimeleri eklerinden kesme işareti ile ayırmak gerekebilir. Bu kural da kesin olmamalı. “Sezarın zaferi”, Stalinin ölümü” tamlamalarını kesme işaretsiz yazmak daha iyidir; böyle yazıldığında onları kimse yanlış anlamaz; herkes bu adların nerede bittiğini, eklerin nerede başladığını bilir. Görüleceği üzere bizden önceki nesil böyle kullandı.

Kesme işaretinin kesin gerekli olduğu yerler:

  • Kısaltmaları ayırırken
  • Sayıları ayırırken
  • Tek harfleri ayırırken

Kesme işareti gerekmeyen yerler:

  • Tanınmış bir ulusun üyelerini ayırırken: Türklere, Fransızların, Ruslardan…
  • Ülke adlarını ayırırken: Almanyaya, İrandan, Türkiyenin…
  • Kurum adlarını ayırırken: Merkez Bankasının yetkilileri, Toplu Konut İdaresinin faaliyeti, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki müzakereler…

Yaptığım araştırma, birilerinin bizim namımıza (eğer dili halk yapıyor ise) dilimizde iç açıcı olmayan kurallar koymak peşinde olduğunu göstermektedir. Ne yapacağınıza siz karar vereceksiniz. Ben kendi hesabıma başa dönüyor ve kesme işaretlerini gereksiz yere kullanmaktan vazgeçiyorum.

About these ads

About aydinerceis

Tarih araştırmalarını amatörce yapan ve türkçe araştırmalarını yakından takip eden meraklı bir şahısım.
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

TÜRKÇEDE KESME İŞARETİ ÜZERİNE ARAŞTIRMA için 1 cevap

  1. mahmut toprak dedi ki:

    Sayın Mehmet bey, yukarıda değinmiş olduğunuz konu ile ilgili olarak teşekkürlerimi sunarım. Bence çok doğru tespitlerde bulunmuşsunuz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s